Sevgili arkadaşlar,
Merhaba…
Baştan ikaz edeyim; bugün sizlere gereksiz ve lüzumsuz bir yazı yazacağım...
Bu gereksiz ve lüzumsuz yazıda çok sevdiğim bir şairimizin bir şiirinden bahsetmek ve bu şiirden yola çıkarak bazı bilgileri aktarmak istiyorum…
Şairimiz; Asaf Hâled Çelebi…
Şiir de; İbrâhîm
İbrâhîm
ibrâhîm
içimdeki putları devir
elindeki baltayla
kırılan putların yerine
yenilerini koyan kim
güneş buzdan evimi yıktı
koca buzlar düştü
putların boyunları kırıldı
ibrâhîm
güneşi evime sokan kim
asma bahçelerinde dolaşan güzelleri
buhtunnasır put yaptı
ben ki zamansız bahçeleri kucakladım
güzeller bende kaldı
ibrâhîm
gönlümü put sanıp da kıran kim
Asaf Hâled ÇELEBİ
Masal ve efsanelerde zaman, geleceğe doğru aktığı gibi geçmişe doğru da akabilir. Rüyalardaki gibi zamanda yolculuk yapmak mümkündür. Bu, insanın isteklerini gerçekleştirmeye yarayan perilerin sihirli değneği gibidir. Masalların başında anlamlı veya anlamsız kelimelerin ses benzerliklerinden yararlanarak söylenilen tekerlemelerde "zaman"nın belirsizliği vurgulanır: "Bir varmış, bir yokmuş, zaman zaman içinde, evvel zaman içinde, kalbur saman içinde, sucu tellâl, keçi berber iken, ben anamın beşiğini tıngır mıngır sallar iken..."Geçmişe ve geleceğe tuttuğu ayna vasıtasıyla eserleriyle masal âlemi arasında bağ kuran Asaf Halet Çelebi’nin "İbrahim" şiirinde putları kıran Hz. İbrahim'e seslenilerek ve Divan şiirinde sevgiliyi temsil eden putlara gönderme yapılarak "gönlü put sanıp da kıranlardan" şikâyet edilir:asma bahçelerinde dolaşan güzelleri
buhtunnasır put yaptı
ben ki zamansız bahçeleri kucakladım
güzeller bende kaldı
İbrahim
gönlümü put sanıp de kıran kim Söz konusu şiirde söz edilen Hz. İbrahim, Bâbil'de puthaneye giderek en büyüğü dışındaki bütün putları kırar. Putları kırdığı baltayı da büyük putun bileğine asar. Kavmi döndüğünde durumu görünce onu sorgular. İbrahim, büyük putun diğerlerini kırdığını, bunu ona sormaları gerektiğini söyler. Kavmin, putlann konuşamayacağını belirtmesi üzerine onlara, konuşamayan o nesnelere niye taptıklarını sorar. Cezalandırılmak için ateşe atılan İbrahim, ateşte yanmaz, ateş gül bahçesine döner.
Bu olay Kutsal Kitap Kuran’da Enbiya Suresinde anlatılır; ‘’Biz de dedik ki: Ey ateş, İbrahim'e karşı soğuk ve esenlik ol." (Enbiya Suresi, 69-71)
Osmanlı hükümdarlarına ‘Sultan’, Mısır krallarına ‘Firavun’ dendiği gibi Babil krallarına da ‘Nemrut’ genel adı verilir. İnşa ettirdiği ünlü asma bahçelerle tanınan Bâbil hükümdarı Buhtunnasır’ın diğer adı Nebukadnezar veya Batı’da bilinen adıyla Nabucco’dur. (M.Ö. 605-562). Onun üç kişiyi Bâbil'de Dora ovasına diktirdiği altın puta tapmadıkları İçin ateşe attırdığı, ancak onların yanmadıkları rivayet edilir. Bunlardan birisi Hz. İbrahim’dir.
Buhtunnasır’ın inşa ettirdiği asma bahçeler Babil'in çorak Mezopotamya çölünün ortasında, ağaçlar, akan sular ve egzotik bitkilerin bulunduğu çok katlı bir bahçedir.
Söylentiye göre Nebukadnezar, bu yapıyı sıla hasreti çeken karısı Semiramis için yaptırmıştır. Semiramis Medes kralının kızıdır. Söylentiye göre Mezopotamya’nın düz ve sıcak ortamı onu bunalıma itmiş, kral da karısının hasretini sona erdirmek için yapay dağların olduğu, suların aktığı yemyeşil bir bahçe yaptırmıştır. Bu yüzden bazen Semiramis'in asma bahçeleri olarak da anılır. Babil'in asma bahçelerinin günümüze gelen kesin izleri yoktur. Fakat, bölgede araştırma yapan arkeologlar, Babil'deki sarayın kuzeydoğusunda görünüşü garip olan temel ve tonozlar buldular. Bunların Babil'in asma bahçelerine ait olduğu düşünülmektedir. Son Irak işgalinde bu asma bahçelerden kalan son kalıntılar da Amerikan tanklarının paletleri altında yok edilmiştir…Asaf Hâled Çelebi’nin "İbrahim" şiirinde mitolojiden faydalanılarak "zamansız bahçeleri kucaklamak" ifadesiyle Hz. İbrahim'in cezalandırılmak için atıldığı ateşin dönüştüğü gül ve Buhtunnasır'm yaptırdığı asma bahçelere gönderme yapılır. Söz konusu yerler maddîdir ve yok olmuştur. Burada şairin öteki âlemde mevcut sonsuz ve sınırsız bahçelerde yaşama arzusu dile getirilir.
Şiirdeki "zamansız bahçe" ifadesiyle insanın dünyadakinin aksine zaman ve mekân bakımından sınırlı olmayacağı veya daha farklı bir zaman anlayışının olduğu bir yerde (gaybda) bulunma arzusu görülür.
Şiirde ismi geçen Bâbil, hükümdarı Buhtunnasır (Nebukadnezar'dır - Nabucco ) özellikle tapınaklar, yollar, sulama kanallarının yanı sıra eşinin hatırına Babil'in asma bahçelerini inşa ettirmiş, Kudüs'ü ele geçirerek (M.Ö. 587) halkını tutsak edip Babil'e götürmüş, Yahudi devletini ortadan kaldırıp Kudüs´teki Hazreti Süleyman Mabedi'ni yıkarak Babil Devleti’ni Suriye'den Mısır'a kadar genişlemiştir. Böylece Buhtunnasır, tüm Ortadoğu'yu birleştirmiştir.
O zaman Kudüs’ten Babil’e yapılan bu sürgünden dolayı bugün hala Irak’ta Yahudi asıllı Arap ve Kürtler vardır. Günümüzde İsrail bu Yahudileri aramaktadır…
Rivayete göre Nebukadnezar, bir rüya görür ve kâhinlerini çağırıp rüyasını tabir ettirmek ister ancak rüyasını hatırlamamaktadır. Kâhinler hem ne rüya gördüğünü bilip hem de tabir edecekler veya öleceklerdir. Semâvî dinlerin tümünde peygamber olarak kabul gören, İsrâiloğulları'na gönderilen peygamberlerden olan ve İngilizce kaynaklarda adı "Daniel" olarak geçen Hz. Danyâl, bu imkânsız görünen işi yapar ve kâhinleri kurtarır.
Bizler pek dikkat etmeyiz ama çağımız semboller çağıdır; başlı başına Yahudiliği anlatan meşhur Hollywood filmi Matrix Reloaded, tıpkı birinci Matrix filmi gibi baştan sona kadar sembollerle donatılmış bir filmdir. İçinde saklanmış semboller, fark edilmeden ve bunların tekabül ettiği şeyler düşünülmeden seyredilirse, ancak bir sürü saçmalıkla doldurulmuş Hong Kong malı kung-fu filmlerinden bir tanesi daha seyredilmiş gibi olur. Öte yandan semboller tespit edilip, üzerlerinde kafa yorulmaya başlanırsa, filmin aslında anlatmaya çalıştığı pek çok şey olduğu fark edilecektir.
Matrix, işte Nebukadnezar'ın bu rüyası üzerine kurgulanmıştır. Filmin kadın oyuncusu Trinity vurulunca dehşetle uyanan Neo, bunun bir rüya olduğunu anlar. Uykudan uyanan Neo’nun filmde bindiği geminin adı da Nebukadnezar'dır. Seçilmiş kişi (the one) aslında rüyasında gelecekte olacakları görüyor. (Bir bakıma da Yahudilerin asırlardır içlerindeki kin ve öfkeyi.)
Yahudiler Nebukadnezar'ı asla unutmadıkları gibi, Babil'den intikam almaktan da asla vazgeçmediler. Bu umutlarını şiir ve edebiyatlarına da yansıttılar. İşte bunlardan biri;
«Babil'in nehirlerinin kenarında, orada oturduk ve Sion'u andıkça ağladık.
Oradaki söğütlerin dallarına çalgımızı astık.
Çünkü orada bizi sürgün edenler bizden şarkılar istemişti.
Ve bize acı verenler, azap edenler bizden eğlence istemişti.
Sion şarkılarından birini okuyun bize demişlerdi.
Babil topraklarında Tanrı'nın şarkıları nasıl okunur ki?
Eğer unutursam seni ey Yeruşalim sağ elim çalmayı unutsun.
Eğer seni anmazsam,
Eğer Yeruşalim'i en büyük sevincimden üstün tutmazsam.
Dilim kurusun, damağıma yapışsın.
Onu temeline kadar yıkın, yıkın diyen Edomoğullarına karşı,
Hatırla Yeruşalim gününü Ey Tanrım.
Ey sen harap olası BABİL KIZI, bize karşı yaptığın,
Karşılığını sana verecek olana ne mutlu,
SENİN YAVRULARINI TUTUP DA, KAYAYA ÇARPACAK OLANA NE MUTLU.»
Bu şiirde bahsi geçen Sion, Kudüs'ün eski adıdır, Siyonizm de bu kelimeden gelir. Aynı zamanda Kudüs’te Yahudilerin kurduğu ilk kaledir. Tevrat’ta ise Kudüs’ün doğu tepesine verilen addır. Matrix filminde de insanlığın son kalesinin ismi olması da tesadüf değildir.Bu şiirde bahsi geçen Yeruşalim; Batı’daki ismiyle Jarusalem, Doğu’daki ismiyle Kudüs’tür, Kudüs'ün İbranice'deki karşılığıdır, dindar Yahudiler, Kudüs’ten bu şekilde bahsederler. Yine şiirde bahsi geçen Edomoğulları ile Hıristiyanlar kastedilmektedir. Sizlere Irak savaşından da tanıdık gelecektir bu Nabukadnezar ismi. Saddam'ın tugaylarından birinin adı da Nebukadnezar'dı. Diğer bir tümenin adı da Hammurabi tümenidir. Saddam'sa kendini Babil ile bağdaştırıyordu. Tüm Ortadoğu'da tek devlet düşüncesindeydi. Büyük Babil Kralı Nebukadnezar M.Ö. 587 yılında Kudüs'ü ele geçirir ve Yahudileri Babil'e sürgüne gönderir. Bunun üzerine Yahudiler, intikam yemini ederler. Kuşaklar boyu bu hasretle yanıp tutuşurlar. İşte bu yemini, bu kini, bu hasreti yukarıdaki şiirde görmek mümkündür. Sonunda Saddam Hüseyin iktidara geldiğinde 2590 yıl sonra ne tesadüf; Abraham tankları, Nebukadnezar ve Hammurabi tümenlerini savaşmadan bozguna uğratır. Eski Babil toprakları işgal edilir. Binlerce masum çocuk ölür. İlk, Babil Kızları dedikleri Müslüman kadınları ve onların doğum evleri bombalanır. Katliam yapılır. Tevrat’da 97 kez Nabukadnezar’ın ismi geçer. ‘Öldürme’ diyen on emirden biri olan emir Yahudilerin kendi aralarındaki bir düzenlemedir. Yoksa Tevrat’da kendilerinden olmayan kadın, çocuk demeden çok sayıda gerektiğinde öldürme, katliam yapma emirleri vardır.
19. yüzyıl İtalyan Operası Ekolünden gelen en ünlü İtalyan besteci Giusepper Verdi (1813-1931) ilk büyük başarısını elde ettiği bestesi Nabucco adlı eserinde Yahudiler’in Babil’den sürgün edilmelerini konu alır.
Biz Orta Asya’dan gelip ülkemizden geçerek Avrupa’ya gidecek doğal gaz boru hattına hiç de Orta Doğu’dan geçmemesine rağmen bu isme balıklama atlayarak Nabucco ismini veririz; anlaşmanın yapıldığı gün ilgili ülkelerin enerji bakanları Verdi’nin Nabucco Operasını dinledikleri içinmiş!!!
Bir şiirden (İbrahim) ve bu şiirde geçen bir isimden (Buhtunnasır) yola çıkarak nerelere geldik.
Einstein; ‘Tüm insanlık, hiç ölmeyen ancak sürekli öğrenen tek bir insan gibidir’ der…
Hani; hayat ileriye doğru yaşanılır, ancak geriye doğru anlaşılırmış ya…
Sanki günümüzdeki bizleri anlatırcasına Goethe de; ‘Üç bin yıllık geçmişini anımsamayan, sorgulamayan toplumlar günübirlik yaşarlar’ der…
Kimse üç bin yıl öncesini unutmuyor, vazgeçtim üç bin yılı, üç yüz yılı, son yüzyılı, son yılı, biz dünü unuttuk dünü…
Fahrettin Paşa'yı unuttuk, Arap çöllerindeki ihaneti unuttuk, Zeytindağı'nı unuttuk, daha dünkü şehitleri unuttuk şehitleri...
Bir ikisi hariç tüm gazeteler et ve top resimleriyle dolu, Aşk-ı Memnu dizisi bizim nemize yetmiyor. Halid Ziya’nın kemikleri sızlıyordur…
Baştan söylediğim gibi bu yazı, gereksiz ve lüzumsuz bir yazıdır. Buraya kadar okumuşsanız zamanınıza yazık!!!
Sizlere sağlıklı, mutlu ve güzel bir hafta diliyorum…
Osman Aydoğan
Tuğgeneral
Balıkesir Askeri Okullar K