Akcakertil
Muhtarlık
Bir köy var uzakta
misafir odasi
Forum
Fotoalbum
resimler 09
Resimler2010
Etkinlikler
resimler
Diashow
Annelerimiz
Babalarimiz
Biz Bize
Fahrettin Kocabas
El kitabi
Babamı istiyorum
gecmisten gelecege
Bir asirlik ömür
Babamin cakisi
Sevgili Gencler
Asker kizi
Köylülerim
kavga böyle basladi
Siyah inci
Basaramadim
Ne ögrendim
babalar  günü
gereksiz bir yazi
Muhterem Kurt
Hüseyin Coban
Ergün Ergül
Kepsut
Önemli Siteler
Canakkale gezisi
Mezarlik
Balikesirli olmak
ankaradan amcam...

 

 

Fahrettin Kocabas,Emekli ve

Madencilikle ugrasiyor.Kendisine

katkilarindan dolayi tesekür ederim.


 

Babamın sihirli çakısı 

1986 yılında Babam Ankaraya benim yanıma ziyaretime gelmişti. Onu aldım kaldığım misafirhaneye götürdüm ve askere çay yapmasını söyledim. Çayını içti ve uyudu, daha sonra ben mesaiden sonra geldim, yine çay içiyordu. O zaman babamın alnında ve gözlerinin altında kırışıklıkların olduğunu gördüm ve kendi kendime ''Babam ihtiyarlıyor'' diye düşündüm ve biraz da üzüldüm.  Akşama doğru gideceğini söyledi ve gitti. Ben o zamanlar Ankara'da Cumhurbaşkanlığı Muhafız Alayında Üsteğmen olarak görev yapıyordum. Çağışta maden sahası çevirtmek için gelmişti, bunu bana söylemedi; ben bunu yıllar sonra düşüne düşüne çıkarttım. Onu bir gün Ankara'da misafir edememiştim.  

Çakısı vardı onun, çok keskindi, çakısıyla elma soyuşundaki zerafeti ben kimsede görmemiştim. Çakısı vardı onun, balıkları temizlerken, tavşan ve kuş avcılığı yaparken kullanırdı. O yalnız insandı, öksüz büyümüştü, ezikti, babası ölmüş, annesi genç yaşta kocaya gitmişti. O çiftçiliği sevmiyordu, hep gezer, avcılık yapar ve maden arardı. 1340 (1924 e tekabül ediyor) doğumluydu.

O köyün en fakiriydi, çocuklarının nafakasını çıkarmak için; ağaç kaçakçılığı, tütün kaçakçılığı yapardı. Orman bekçiliği de yaptı o, bir dönem avcılık gibi ormancılığı da bilinir onun. 

          1960 lı yılların sonunda 1970 li yılların başında madenciliğe verdi Halit Kocabaş kendini. Akçakertildeki kil madeninin ruhsatını aldı. İstanbuldan Yılmaz beye ulaştı, İngiltereden Şenol beye ulaştı, Hiç ingilizce bilmediği halde, İngiltereye telefon açıyordu ben orta okulda okurken. Yıllar geçti hep Akçakertildeki kil çok güzel diyordu. Ve sonunda Akçakertil kilini Yılmaz

 

 

beye kaptırdı. Ama onlar hala dostlardı, Babam Çağış sahasını aldıktan ve İngilizlerle iş yapmağa başladıktan sonra aralarına kara kedi girmişti. Yılmaz bey Toyoto ile çalışıyordu. Sonunda Yılmaz bey Çağış sahasını Babamdan almak için İstanbul/Kadıköyde mahkemeye veriyor ve babam mahkemeyi kaybediyor. O sırada Balıkesirden Mehmet Altıerler; maden hukukunu bilen biri ve babamla tanışıyorlar. Babam, mahkeme kararını alıp ona gidiyor ve olmaz böyle bir şey diyerek temyiz dilekçesi yazıyor. Sonunda Çağışı tekrar alıyor babam. Ondan sonra malum saha çalışıyor para kazanıyor v.s..

          Babamın avcılığının dozunu ve kriterlerini bimiyorum daha ziyade madenciliği hakkında gördüklerimi ve yaşadıklarımı yazıyorum. Bu arada ben liseyi İstanbulda okurken Yılmaz beyin ilgi ve alakasını çok gördüm, ekmeğini çok yedim. Çağıştaki kili gene o sihirli çakı bulmuştu, o çakı daha çok işe yarayacaktı. Benim iş yapmayan Balıkesirde bir saham var, o sahadaki kili de sihirli çakı bulmuştu, Savaştepedeki kili, Manisadaki kili hep o alet bulmuştu.

          Ömrünün başında darlık, sonunda varlık gören bu insanı diğer insanlardan farklı kılan neydi acaba? Ben bilmiyorum yaşadıklarımı anlatıyorum. Bir insanın hiç mi düşmanı olmazdı? o insanı hiç mi kimse kötülemez, neden çok sevilir, neden kimseyi kırmamıştır onları da bilmiyorum. Ama şunları çok iyi biliyorum: tanısın tanımasın biri para istediğinde kesinlikle verirdi, cuma namazı çıkışında cebindeki paranın tamamını camiye yardım diye verirdi, biri inşaat yapsa ''bu adamın paraya ihtiyacı vardır!'' diyordu. Sokakta biri ceketini istese verirdi, uyanıklardan onu dolandırmayan kalmadığı halde kimseyi şikayet etmedi, kimseyi kötülemedi. 2007 yılında İzmirde hastanede yatarken İngiltereden onu ziyarete geldiler, ben oradaydım. O'nun köpekleri de vardı, köpekleriyle olan serivenlerini bilmiyorum. Ömrünün son günlerinde bile cömertti, hafızası çok iyiydi, 50 yıl önce yaşadıklarını isim -yer-zaman olarak hatırlıyordu. Kimseye iş buyurmazdı biz çocukları olarak ona bir kaşık çorba içirmedik, diyebilirim ki ona bir bardak su vermiş olabiliriz, kendi işini kendisi yapardı. Çocukları onun sözünden dışarı çıkmazdı, Köprü yaptırdı , çeşme yaptırdı, son 5 yılında her bayram en az 30 çocuğu fakir çocuğu tepeden tırnağa giyindirerek sevindirdi. 6 Mayıs 2008 tarihinde Hakkın Rahmetine kavuşurken; arkasından yapılması gereken hayır ve hasanatı, kendisi sağlığında yaparak ebediyete intikal etti.

          Cenazesinde gelen arabalar köye sığmadı, Süd-Chemie şirketi yas ilan etti bütün çalışanları Akçakertile geldi. Babamın arkasından; Madenci Şenol bey, Yılmaz Turan, Şeref Özcan ve 09.11.2009(daha dün) halam (Fatma Kurt) cennete gittiler. O sihirli çakı babamdan bana miras

 kaldı.

to Top of Page

Akcakertil Köylüleri'nin bulusma noktasi | iletisim@akcakertil.com